Filenin iki yakasında 2011 nasıl geçti? Zaferler, hezimetler, sakatlıklar, hastalıklar… Kortlarda bu yıl olan biteni Eurosport.com Türkiye ekibi olarak sizler için derledik.

 

Erkekler tenisinde Federer ve Nadal üstünlüğünün paramparça olduğu ve yıllardır üç numaralı koltukta suskun suskun oturan Djokovic’in patlama yaptığı, kadınlarda ise genç nesil ile olgun nesil arasındaki rekabette, gençlerin biraz daha fazla söz almaya başladığı bir sezonu geride bıraktık. Novak Djokovic ve Petra Kvitova yılın en iyi tenisçileri olurken, sakatlıklar ve hastalıkların da birçok raketi derinden etkilediği bir yıldı 2011.

 

Türk tenisi için ise kadınlar tenisinin en iyi sekiz raketini bir araya getiren Sezon Sonu Turnuvası’na üç yıl boyunca ev sahipliği yapacak olan İstanbul’un ilk kez görücüye çıkması açısından önemli bir yıldı. İstanbul bu sınavı yıldızlı pekiyi ile geçti.


İşte teniste 2011:

ATP 2011: Cevap Djokovic

Teniste 2011 denilince akla tek bir isim geleceği kesin o da Novak Djokovic. Sırp tenisçinin üç Grand Slam kazandığı ve bir numaraya yükseldiği sezona derinlemesine bir bakış attık.

 

Son yedi yıldır erkekler tenisinde duyduğumuz övgüler, konuştuğumuz şeyler hep aynıydı. “Roger Federer şunu yaptı”, “Rafael Nadal bunu başardı”, “Majesteleri şu rekoru kırdı”, “Nadal çok şeker”… İki tenisçi de inanılmaz başarılarıyla tenisseveleri neredeyse tam ortadan ikiye bölmüştü. Hayranları iki efsane raketin diğer tenisçilere kurduğu üstünlükten memnundu. Bir üçüncüye gerek yoktu.

 

Bu ikili rekabete son vermeye en yakın aday Novak Djokovic’ti fakat Sırp tenisçi dört senedir üç numaralı koltuğa yapışmış, ne ileri ne de geri gidiyordu. 2011 başlamadan önce kimse ondan bir patlama beklemiyordu. Ancak Pearl Jam’in küçük Jeremy’sinin sınıfta bu sefer söyleyecekleri vardı.

 

2011 deyince akıllara tek isim gelecek, o da Djokovic. Yine de sezonu iki bölümde incelemek daha doğru olacaktır: Eylül öncesi ve sonrası.

 

 

Çok çekti Nadal 

Nole, Melbourne’de sadece bir set kaybederek üç yıl sonraki ilk Grand Slam kupasını kaldırdığında, “Olur öyle” demiştik. Sonra yavaş yavaş idrak edildi ki iki yıl öncesinin bezgin Bekir’i bir şeyleri değiştirmiş kafasında. Bu sene Djokovic’ten en çok çeken isim Nadal’dı. Toplamda altı final oynadıklar ve hepsini Novak kazandı. Kortların psikolojik yönden en güçlü adamının beynine girmeyi başarmıştı Sırp raket.

 

Önce Indian Wells ve Miami Masters finalleri, ardından İspanyol’un kral olduğu toprak zeminde set vermeden gelen Madrid ve Roma zaferleri. Roland Garros’a yıllar sonra ilk defa Nadal’dan daha favori gelen bir tenisçi vardı, o zamana kadar hiç yenilmemiş ve John McEnroe’nun 42 maçlık sezona en iyi başlama rekorunun kıyısında olan. Fakat sezonun o zamana kadar sessiz ismi Roger Federer, bir anda çıkıp daha ölmediğini dünyaya duyurdu ve yarı finalde Djokovic’i mağlup ederek Sırp’a bu sezonki ilk mağlubiyetini tattırdı.

 

Finalde tenisin klasiği Federer-Nadal eşleşmesi vardı. Belki de kariyerinin en iyi Fransa Açık performansını sergileyen Majesteleri yine de Rafa’yı geçemedi. Nadal bu sezonu da Grand Slam’siz kapatmadı.

 

Çocukluk hayali gerçek oldu 

Djokovic’in aldığı mağlubiyet onu etkilemedi. Sezona yaptığı müthiş başlangıç ile edindiği özgüven ile çocukluğundan beri hayalini kurduğu Wimbledon’a giriş yaptı. Finalde karşısında bulduğu Nadal’ı yine mağlup etmeyi başarırken, kariyerinde bir dönüm noktası olan Wimbledon kupasını da kaldırdı. Roger Federer için bir ilki barındırıyordu bu turnuva. İsviçreli raket kariyerinde ilk kez setlerde 2-0 öne geçtiği maçı Jo-Wilfried Tsonga önünde kaybederek çeyrek finalde elendi.

 

Amerika Açık Serileri’nde Montreal’de Mardy Fish’i mağlup ederek bir Masters turnuvası daha kazanan Djokovic, bir hafta sonra Cincinnati’de finalde Andy Murray önünde sakatlık nedeniyle maçtan çekilmek zorunda kaldı. Bu yılki ikinci mağlubiyetini alan Sırp tenisçi yılın son Grand Slam’ine de kafalarda soru işareti bırakarak geldi.

 

Flushing Meadows’ta, 2010’da yarı finalde beş sette geçtiği Federer ile aynı turda eşleşen Nole, bu sefer epikliğin de ötesine geçti. 2-0 geriye düştüğü müsabakanın son setinde iki kez maç puanı karşılayan Sırp tenisçinin yaptığı return vuruşu Federer dahil herkesi şoka uğratırken, Djokovic buradan gelip maçı kazanmayı başardı. İki ay içinde iki kez 2-0 öne geçtiği maçı kaybeden Ekselansları basın toplantısında kötü bir kaybeden olduğunu tekrar gösteredursun, Novak finalde bir önceki yıl yenildiği Nadal’ı bu sefer alt etmeyi başardı ve bu yılki dominasyonunu pekiştirdi.

 

Federer’in dirilişi 

Bundan sonrası ise Djokovic’in sakatlıkları ve Federer’in yükselişi şeklinde geçti. İsviçreli 16 kez Grand Slam şampiyonu eylülden sonra adeta yeniden doğdu. Ekime kadar dinlenen Federer arka arkaya Basel ve Paris Masters’ta şampiyonluklar elde etti. Sırp rakibi ise Şanghay Masters’tan çekildi, Basel’de ise yarı finalde Kei Nishikori’ye mağlup oldu. Asya Turu’nda üst üste üç şampiyonluk elde eden Andy Murray’nin dirilişi de dikkat çekiyordu.

 

Londra’da düzenlenen Dünya Turu Finalleri, sakatlıkların gölgesinde geçti. Djokovic ve Nadal gruplarından çıkamazken, Federer’in üstün formu burada da devam etti. Bu sene Nole dışında Federer’e kafa tutmayı başaran tek tenisçi olan Jo-Wilfried Tsonga, Londra’da finali görse de üst üste üçüncü kez rakibine yenilmekten kurtulamadı ve Ekselansları sezonu müthiş bir şekilde sonlandırmış oldu.

 

İspanya ile Arjantin arasında oynanan Davis Kupası finalini de kazanan ev sahibi Avrupalılar oldu ve son dört yıldaki üçüncü şampiyonluklarını elde ettiler.

 

Bu sezonun büyük dörtlü dışında en dikkat çeken isimleri David Ferrer, Jo-Wilfried Tsonga ve Mardy Fish’ti. Bu raketlerin yanında Milos Raonic ve Alexandr Dolgopolov da turun yükselen yıldızları oldular.

 

1984’te McEnroe’nun ve 2006’da Federer’in gerçekleştirdiği muazzam istatistiğe bu yıl da Djokovic ortak oldu. Asıl soru eylülden sonra sakatlanmasaydı neler olacaktı? Bunu ancak tahmin edebiliriz. Bakalım gelecek sezon Nole bu başarıları tekrarlayabilecek mi, Federer sezon sonunun devamını getirebilecek mi, Nadal tekrar dirilebilecek mi, Murray… neyse.

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak :Eurosport-Onur Akmeriç.

0

Bunları da beğenebilirsin