İster koşun,ister yürüyün…Yeter ki parkuru tamamlayın.Eğlenceli bir gün geçirmek,olimpiyat ruhuna katılmak için aşağıdaki illerde yaşayanlar 5 haziranda parkura!

Detaylı bilgi için;http://www.olimpikgun.com

Olimpik gün’de gönüllü olarak yer almak isteyenler, aşağıdaki linkten kayıt olabilirler…

http://www.olimpikgun.com/Formlar/Gonullu-Kayit-Formu

 

Converse, kadınlara özel 2011 İlkbahar koleksiyonunda Finlandiyalı ünlü tasarım firması Marimekko ile ilk kez ortaklık kurararak, Converse’in en popüler ürünlerini Marimekko imzalı grafiklerle bir araya getirdi.

Marimekko’nun en önemli tasarımcılarına ait, firmanın çarpıcı, canlı tarzını yansıtan klasik desenlerinden bir bölümü, Converse koleksiyonu için seçildi. Marimekko tasarımları, Chuck Taylor All Star High ve Ox, Jack Purcell Helen ve yepyeni bir çizgi olan Chuck Taylor All Star PJ serilerinde kullanılacak.

Türkiye’de Ebru Şallı ile yapılan çekimlerle tanıtılan; PUMA’nın 2011 İlkbahar-Yaz Fitness koleksiyonu , tasarımları ile olduğu kadar getirdiği teknolojik yeniliklerle de dikkat çekiyor. Renk, tasarım ve materyal üstünlüklerinin yanı sıra hiçbir vücut hareketini kısıtlamayan PUMA Fitness ürünleri ise göz dolduruyor. Sezonun en yenilikçi ayakkabısı BodyTrain ve her zaman kuruluk ve konfor sunan kıyafetler…

PUMA’nın rakipsiz BioRide teknolojisiyle geliştirdiği BodyTrain yürüyüş ve egzersiz ayakkabıları, özel tasarımı sayesinde performanstan fazlasını vadediyor. Yalnızca 205 g gibi şaşırtıcı bir ağırlığa sahip olan bu ultra hafif ayakkabılar, yıllar süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda bacakları şekillendirmeye yardımcı olan benzersiz şeklini almış. BodyTrain, hareket halindeyken bacak kaslarınızı daha fazla çalıştırarak spor yaparken aynı zamanda kalça ve bacaklarınızın daha estetik bir şekil almasına büyük katkı sağlıyor. BodyTrain’in IdCell köpük teknolojisiyle geliştirilen taban yapısı, hem arka hem ön bacakların şekillenmesini sağlıyor hem de rakipsiz bir konfor sunuyor.

Spordan daha çok keyif almak isteyenlerin seçimi: PUMA 2011 Fitness Koleksiyonu

yalıspor puma 2011 ilkbahar yaz PUMA, 2001 İlkbahar Yaz koleksiyonu ile tekstil ürünlerde yeni bir dönem başlatıyor. USP Moisture Management (USP Nem Yönetimi) adı verilen kumaş teknolojisi, koleksiyondaki tüm kıyafetlerin teri vücuttan daha kolay uzaklaştırmasını sağlıyor. Sporu ve hareket etmeyi daha keyifli hale getiren PUMA Fitness ürünleri, dinamik bir tarzın ifadesi olan sıra dışı renkler ve tasarım çizgileri ile günlük hayatta ve sporda moda rüzgarları estiriyor.

Sezonun göze çarpan kıyafetleri arasında TP Seamless Jacket ve TP Seamless Tank Top, dikişsiz esnek kesimleri ile dikkat çekiyor.

 

 

Kaynak

 

Spor malzemeleri üreten firmalar için, Dünya Kupası gibi dev organizasyonlarda ´kimleri giydirdikleri´ hem bir prestij unsuru hem de tüketiciler karşısında önemli bir reklam fırsatı.

Dünya Kupası´na katılacak futbol takımlarının yarısından fazlası Adidas ve Puma ürünlerini kullanıyor.

Bu iki şirket arasındaki kıyasıya rekabet ise sadece iş hayatına değil, son derece şahsi bağlara da dayanıyor.

Çünkü her ikisinin de kökeni Almanya´nın güneyindeki küçük Herzogenaurach kasabasına uzanıyor.

Herzogenaurach kasabası 60 yıl önceki bir kardeş kavgası nedeniyle tam ortadan ikiye bölünmüş durumda. İki tarafın fırınları, kasapları, barları hatta okulları bile ayrı…

Kasabanın ortasından geçen nehrin iki yakası arasındaki bu ayrılık, annelerinin çamaşır odasında 1920´lerde dünyanın en hafif spor ayakkabılarını üretme hedefiyle işe koyulan Rudolf ve Adolf Dassler kardeşlerin kavgasından kaynaklanıyor.

Zıt karakterler olmasına rağmen birbirlerini tamamlayan kardeşlerin arası İkinci Dünya Savaşı sırasında açıldı.
yalıspor
Kardeşlerden biri Nazi davasına daha bağlıydı.

Savaştan sonra hiç konuşmadılar. Rudolf ya da Rudi, nehrin diğer yakasında Puma´yı kurdu…

Adolf ya da Adi Dassler ise bu yakada kaldı. İşletmesine Adidas adını verdi. İki kardeşin ayrılmasıyla kasaba da ortadan ikiye bölündü.

Savaş sonrasında yokluk işsizlik vardı ve Adidas´la Puma kasabadaki tek başarılı işletmelerdi.

Bir işletmede çalışanlar diğerinde çalışanların gittiği dükkanlara mağazalara gitmemeye başladılar. Yani kardeşler arasındaki savaş tüm kasabaya yayıldı.

Annelerinin evinde, elektrik olmadığı için bisikletten elde ettikleri enerjiyle deri keserek ayakkabıya dönüştüren Dassler kardeşler küs öldü.

Kasaba mezarlığında birbirlerinden olabilecek en uzak noktaya gömüldüler. Şimdi kasabada iki kardeşin hikayesini anlatan bir müze var.

Adidas Women İlkbahar/Yaz 2011 “adilibria” Koleksiyonu’nda tüm egzersizlere uyumlu ve göz alıcı ayakkabılar, kıyafetler ve aksesuarlar yer alıyor. Sezon trendlerine göre tasarlanan ayakkabılarda; kristallerden ilham alan renk geçişleri kullanılıyor. Yieni sezonun trendlerinden biri olan dantelden esinlenilen ayakkabı ve t-shirtler eşsiz bir şıklık ve zarafet sunuyor.


adidas Women İlkbahar/Yaz 2011 adilibria Koleksiyonu’nda en çok göze çarpan ürünler arasında, özellikle yoga ve pilates egzersizlerinde tercih edilen pembe, mavi, eflatun, siyah ve beyaz renklerdeki çarpıcı t-shirtler ve pantolonlar var. Koleksiyondaki en dikkat çeken ürünlerden biri olan adilibria Image Tee, vücudu saran yumuşak dokusu, Climacool® ferahlığı ve jakarlı kumaşı ile hem kalori yakıp hem de kaslarını güçlendirirken kadınların tercihi olacak.

“adilibria Koleksiyonu’nu seviyorum çünkü profesyonel bir sporcu olarak, seçtiğim kıyafet ve ayakkabıların antrenman ya da maç boyunca beni rahat ettirmesi çok önemli. Ayrıca biliyorum ki, iyi göründüğüm zaman kendimi daha iyi hissediyorum ve daha iyi performans gösteriyorum.

Bu koleksiyon sayesinde, sürekli antrenman yapıp maçlara çıkıyor olmama rağmen tarzımdan ödün vermem gerekmiyor” diyor ünlü tenisçi Ana Ivanovic. adidas adilibria Koleksiyonu, kadınların spor yaparak kendilerini sevmelerini, güçlü, formda ve güzel hissetmelerini böylece kendilerine daha çok güvenmelerini sağlıyor.


Bahar yorgunluğu sendromu sabahları yataktan kalkamama, uyku hali, enerji azalması, isteksizlik, çalışmak istememe gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Bahar yorgunluğu deyip geçmemek. dikkate almak gerekiyor. Çünkü bazen altında yatan başka hastalıklar olabiliyor.
Oldum olası duyarım bu lafı: ‘Bahar yorgunluğu’. Ama bir anlam veremem! Bana daha çok yaz yorgunluğu olur, o aşırı sıcaklardan. Ama bahardan asla! Doğanın uyanmaya başladığı, kuşların cıvıl cıvıl öttüğü, her yerin yeşerdiği bir mevsim doğaya yorgunluk vermiyor da neden bizlere yorgunluk verir ki? Aslına bakarsanız bana hiç vermez. Tam tersine baharda yorulmak yerine kendimi daha enerjik, daha dinamik hissederim. Benimle aynı duyguları paylaşan birçok insan olmakla birlikte tam tersini düşünenlerin sayısı da oldukça fazla! Yoktan yere girmemiş ya bu kelime literatüre ‘Bahar yorgunluğu’ diye… İşte bahar yorgunluğundaki gerçeklik payını arıştırmak için bu kez Memorial Hastanesi’nden Prof. Dr.Birsel Kavaklı’nın kapısını çaldım. Ve samimiyetle sordum…
Gerçekten bahar yorgunluğu diye bir sendrom var mı? Bahar insanı yorar mı?
Evet, var. Havalar ısındığı zaman havadaki iyonizasyon oranı da değişiyor. Pozitif ve negatif yüklü iyonlar havanın nem derecesine göre, ısı derecesine ve gece gündüz ısı farkına göre farklılaşıyor. Pozitif iyonlar insanı dinç kılarken negatif iyonlar insanı depresif kılıyor.
Bu değişim bir tek baharda mı oluyor?
Her mevsimde oluyor ama baharda daha ziyade negatif iyonlar artıyor. Bir de kişinin bazal mutluluk durumu, mutsuzluk durumu, işlerinin yoğunluğu da etkiliyor. Her işi yolunda giden, sorunlarının çözümünü tek başına bulabilen insanlarda bu olumsuz etki daha az görülüyor. Ama insanın biraz sıkıntısı, mutsuzluğu varsa bu insanlar iyon dengesizliğinden çöküntü yaşıyorlar.
Neden bu olumsuz iyonlar baharda ortaya çıkıyor?
Isının ani artışlarının bunda etkisi oluyor. Tabii sıcaklık ve nemle de ilişkili. Nem oranının artması, havadaki su moleküllerinin iyonizasyonunu değiştiriyor. Rüzgarların yönü de bu iyonları harekete geçirmekte etkili oluyor. Özellikle aşırı sorumlulukları olanlar daha çok yaşıyorlar bahar yorgunluğunu.
Peki nedir bu bahar yorgunluğu? Ne yaşıyor insanlar?
Sabahları kalkamama, kendini halsiz hissetme, uyku hali, öğleden sonra uyuklamalar, işleri öteleme, çalışmak istememe, depresif bir ruh hali. Biraz melankoli ve hayallere dalma. Yeşeren tabiat, canlanan hisler insanı kendinden alıp başka yerlere götürebiliyor. Doğa nasıl değişiyorsa insan kişiliği de değişiyor.
Işığın artması insan üzerinde olumlu etki yaratmaz mı? Yani bahar ve yorgunluk ilişkisi yerine tam tersine bir mekanizma çalışması gerekmiyor mu?
Burada bir çelişki var gibi gözükse de biyolojik sistem, nöropsikiyatrik sistem ve beyindeki trafik çok değişik. Her kişide aynı algı oluşmuyor. Bunu şöyle de açıklayabiliriz. Stres bazı insanlara iştahı artırırken bazı insanlarda iştahı kapar. Bu da böyle bir şey. Bahar bazı insanları motive ederken bazılarını da depresif bir yapıya sokar.
Bahar yorgunluğu fiziksel değil de psikolojik bir şey mi ağırlıkla?
Psikolojik yönü ağır basıyor denebilir. Kişinin o andaki durumuyla ilgilidir. O andaki beslenmesiyle de ilgilidir. Kullandığı vitaminler de etkili. Spor yapmaları bile etkilidir. Hatta uyku miktarları da önemli.
Ne kadar sürer?
Genellikle bir veya iki hafta içinde geçer ama eğer kalıyorsa o zaman kronik yorgunluk sendromuna dönüşmüş demektir ki tedavi gerektirir. Ancak yorgunluk hafife alınmamalıdır. Bu bir veya iki haftalık süreçten sonra yorgunluk devam ediyorsa altta yatan başka bir sebep olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Hipotirodi hastalarının büyük bölümünde böyle yorgunluklar olur. Tiroid hastaları yorgun olmaya öyle alışırlar ki normal yaşam sürecini bu çerçevede algılamaya başlarlar. Depresyon da yorgunluk nedenlerinden biridir. Altta yatan hastalıklar olabileceğini akılda tutmak gerekiyor!
Bahar yorgunluğu yaşayan veya yaşamak istemeyen biri neler yapmalı?
Bunun birkaç ayağı var. Beslenme, vitaminler ve spor yapmak gibi. Ama öncelikle beslenmeyle konuya başlayabiliriz. Kış aylarında metabolizmamız yavaşlar ve kilo alırız. Her zaman ve herkes için en ideal olan beslenme şekli yeterli ve dengeli beslenmektir. Yediklerimizin yüzde 55’i karbonhidratlar, yüzde 30’u yağlar, yüzde 15’i de proteinlerden oluşmalıdır. Kompleks karbonhidratlarla birlikte protein de aldığımız için et ve et ürünlerinden az miktarda almamız yeterli olacaktır. İçinde meyvesi ve sebzesi de olan bu tip bir beslenme, bir de öğünlere yani günde altı öğüne yayılırsa o zaman ideal oluyor. Su da çok önemli.
Vitaminlerin etkisi var mı?
Evet, çok önemli. Özellikle C vitamini antioksidan özelliğinden dolayı çok faydalı. Bunları yeşil yapraklı sebze ve meyvelerden, ayrıca turunçgillerden alabiliriz. Günde iki portakal çok faydalı olur mesela. Ancak sebze ve meyveleri yemeden önce çok iyi yıkanmasına özen göstermek gerekiyor. Sebzeleri çiğ olarak tüketince daha çok C vitamini alırız. Pişirdiğimiz zaman bu etki azalıyor. Hatta kaynatmalarla yok da olabiliyor. Sebze ve meyve sularının evde sıkılmış olmasında fayda var. Yarın: Vitaminler zararlı da olabilir. Yorgunluğa karşı su!
Vitamin rehberi
VİTAMİN A: Kadınların günde 4 bin, erkeklerin 5 bin ünite A vitaminine ihtiyaçları var. Süt ve yumurta en iyi kaynak. 50 bin ünitenin üstünde alındığında bulantı, kusma, başağrısı, iştahsızlık, görme bozukluğu ve eklem ağrıları gibi şikayetlere neden olur. Gebelik sırasında, bir kez 20 bin ünite A vitamini bebekte sakatlıklara neden olabilir.
BETA KAROTEN: A vitamininin yapı taşıdır. Ispanak, lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler, kavun, şeftali, kayısı gibi meyveler ve havuç en önemli kaynaklarıdır. Yüksek dozda alınmasının toksik (zehirleyici) etkisi olmamakla birlikte günde 50 miligramdan (83 bin ünite) fazla alınması tavsiye edilmez.
VİTAMİN B6: Günlük ihtiyaç, kadınlarda 1.6 miligram, erkeklerde ise 2 miligramdır. Tavuk, balık, ıspanak, patates, muz, kepekli ekmek, kuruyemiş en önemli kaynaklarıdır. Bunların dışında, birçok gıdada B6 vitamini bulunduğu için, eksikliği konusunda endişeye düşmemek gerekir. Altı ay süreyle günde 100 miligramdan fazla kullanmak sinirleri tahrip edebilir.
VİTAMİN B12: Kadınlarda ve erkeklerde günlük ihtiyaç 2 mikrogramdır. En önemli kaynakları et, tavuk, balık ve süt gibi hayvansal ürünlerdir. Hayvansal ürünlerin hiçbirini yemeyen vejetaryanların, mutlaka ayrıca B12 vitamini alması gerekir.
VİTAMİN C: Kadınlarda ve erkeklerde her gün alınması gereken en az miktarı, 60 miligramdır. Sigara içenlerin en az 100 miligram C vitamini almaları gerekir. Her gün taze sebze ve meyve, özellikle narenciye, lahana, ıspanak, kıvırcık salata gibi yeşil yapraklı sebzeler, yeşil biber yiyen kişiler, tavsiye edilen en düşük günlük dozun üzerinde C vitamini aldıklarından emin olabilirler. Antioksidan etki nedeniyle, kanser, kalp-damar hastalıkları ve katarakta yakalanma ihtimalini azalttığı belirlenmiştir. Ayrıca, soğuk algınlığı gibi hastalıklara karşı da direnci artırmaktadır. Günde 1 grama kadar güvenle alınabileceği belirlenmiştir.
VİTAMİN D: Kadın ve erkeklerde her gün alınması gereken en az doz 200 ünitedir. Düzenli süt içenler ya da süt ürünleri tüketenlerin yeterince D vitamini aldığı söylenebilir. Ayrıca vücut güneş ışınlarına maruz kaldığında, kendisi de D vitamini üretir. Yaşlılıkta kemiklerin zayıflamasına (osteoporoz) karşı, günde 400-800 ünite kadar D vitamini takviyesi alınması yararlı olmaktadır. Günde bir litreden fazla süt içen ya da buna yakın süt ürünü tüketen kişilerin ayrıca D vitamini almaları risk yaratabilir. Günde 5 bin üniteden fazla alınınca böbrekler ve kalpte hasar riski doğabilir.
VİTAMİN E: Kadınların her gün 12 ünite, erkeklerin de 15 ünite almaları gerekir. Bitkisel yağlar, kuruyemiş, etler ve yeşil yapraklı sebzelerde bol miktarda bulunur. Antioksidan etkisi bulunmaktadır. Kalp-damar hastalıkları, kanser ve katarakta karşı koruyucu olduğu bilinmektedir. Günde 1000 üniteye kadar güvenlidir.
FOLİK ASİT: Vücutta hücrelerin gelişmelerini folik asit sağlar. Yaşlılık, alkollü içki kullanmak, doğum kontrol hapları vücudun folik asit rezervlerini azaltır. Hamile kadınlarda yeterli miktarda folik asidin bulunmaması, doğacak bebeklerin özürlü olmalarına neden olabilir. Karaciğer, yumurta sarısı, ıspanak, yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, portakal ve portakal suyu bol miktarda folik asit içerir.
KALSİYUM: Dişlerin ve kemiklerin güçlü olmaları için öncelikle kalsiyum gereklidir. Süt ve sütlü besinler, mısır, sardalya balığı, kalamar, ıstakoz ve brokkoli bol miktarda kalsiyum içeren besinlerdir.

 

 

Kaynak

Jeremy Scott ve Adidas bugüne kadar birçok farklı ayakkabı tasarımına imza attı. Tasarım dünyasındaki en güzel evliliklerden kabul edilen Adidas Originals by Originals Jeremy Scott birlikteliği yani OBYO, 2011 İlkbahar/Yaz koleksiyonu ile bizi yine hayal kırıklığına uğratmadı:)

8 Mayıs 2011’de İzmir, Digital Graffiti ile tanıştı.Yalıspor Karşıyaka mağazasında tanıtım etkinliği düzenleyen Adidas, duvara değil,ekrana graffiti yaptırdı…

Büyük ilgi gören etkinlikte, ekrana istediklerini yazıp çizenler çok eğlendi.Renkli,eğlenceli ve özgür tasarımlar oluşturan İzmir’liler digital graffitiyi çok sevdi.




Mma dövüşcüsü Hanna’nın tutkusu ilham verici… Mücadeleni kaybetmiş olsan da,ertesi sabah tekrar başla!

Evet, şıklığınızdan ödün vermeden de kalça ve bacaklarınızı forma sokmak mümkün. Reebok EasyTone Freestyle Hi’ı çekici kılan da bu. Reebok’ın patentli EasyTone teknolojisi—spor salonunda kullandığınız o devasa toplardan—yani denge toplarından esinlenerek her adımda başlıca bacak ve kalça kaslarınızı çalıştıran benzersiz bir dış taban elde etmek amacıyla tasarlanmıştır.

Tabanındaki denge topundan esinlenilerek tasarlanmış hareketli hava teknolojisine sahip denge topları, doğal dengesizlik yaratarak kasların daha fazla çalışmasını sağlar.Bu özel teknoloji her adımda daha iyi kalça ve bacaklara kavuşmanızı sağlamak amacıyla tasarlanmıştır.

Kas çalıştırıcı bir ayakkabıdan—beklediğiniz her şey, şıklığı da cabası. Daha iyi bacaklar ve kalçalarla her zamankinden çok daha şık olacaksınız.