Atletizm – Dünya Salon Atletizm Şampiyonası

İstanbul’a adım adım: Bir rekortmen, bir çaylak

9-11 Mart arasında İstanbul’da düzenlenecek Dünya Salon Atletizm Şampiyonası’nda mücadele edecek Türk atletler, turnuvaya kadar sürecek yazı dizimizle huzurlarınızda olacak. Hüseyin Atıcı’nın bazen “Nereden de bulaştım” dediği, Emel Dereli’nin ise gözlerinin içini ışıldatan gülle atmayla başlıyoruz.

 

“Bazen o kadar sinirlendiriyorlar ki, ‘Nereden başladım bu spora dediğim oluyor…” Atletizme zorla başlattırılmış ve biraz bu zorlama, eh biraz da yeteneksizlik yüzünden başarısız olmuş bir sporcunun ağzından çıkabilecek türden bir cümle değil mi? Başarısızlığı başkasında arama tonundan gibi sanki. Oysa bu cümleler, gülle atmaya geçtikten üç hafta sonra Türkiye şampiyonu olmuş, bu yıl da daha beş hafta önce 19.25 metre ile Türkiye rekoru kırmış Hüseyin Atıcı’nın dudaklarından dökülüyor. Peki, Hüseyin gibi başarılı bir atleti bu kadar sinirlendiren ne? Biraz “Az sonra” tadında olacak ama, bu sorunun cevabı için bir süre bekleteceğiz.

 

Devam edelim… “Yurt dışına çıktığınızda, mesela Fransız basınının Fransız atletlerle ilişkisini görmek moralinizi bozmuyor mu?” Hüseyin Atıcı’ya bir dokunup bin ah işitmemin müsebbibi, işte bu soru. “Moral bozma değil de, daha çok ‘sinirleniyorum’ diyelim. Türkiye’de medya bize yeterli ilgiyi göstermediğinden, insanlar da yaptığımız sporu tanımıyor. Bana gülleyi böyle mi (burada tek kolunu bilye atar gibi ileriye doğru sallıyor) atıyorsun diye saçma sapan sorular soruluyor. Öyle olunca karşındakini boğasın geliyor bazen. Yurt dışında insanlar gülle attığını duyunca hangi teknikle attığını soruyorlar” dedikten sonra, bu öfkenin yine de anlık olduğunu eklemeden geçemiyor: “Bazen sinirlenip pişmanlık duysam da, bunlar hep anlık şeyler oluyor. Sakinleşince ‘İyi ki yapmışım’ diyorum.”

 

Önce cirit, sonra disk, artık gülle…

Yıllardır Eurosport’ta çalışan biri olarak Hüseyin Atıcı’nın yakındığı şeyleri çok iyi anlamış olmasaydım bile, sırf cüssesinden ve çatık kaşlarından çekinip onaylardım herhalde söylediklerini. Zaten röportajımızın ilk bölümü biraz benim çekinmemle, biraz da onun kısa cevaplarıyla geçti. Doğum yeri Giresun’dan iki yaşındayken İstanbul’a taşındıklarını, atletizme 2000 yılında başladığını, üç yıl cirit, ardından da dört yıl disk attıktan sonra 2007’de gülleye geçtiğini söyledi. “Gülle kariyerinin başlangıcındaki performansına 1, kariyer hedefine ise 10 desek, sence hangi noktadasın?” soruma ise şöyle yanıt verdi: “Birinci yılın sonunda sorsaydın, 7 derdim. Ameliyat olup iki yılımı çöpe attığım dönemde sorsaydın da 3… Ama şu an 6-7 arası diyebilirim herhalde.”

 

 

Antrenmanlar yüzünden pek boş zamanı olmadığını, bulduğu boş zamanı da “yatıp uyuyarak” geçirdiğini söylediği bölümde oluşan tebessümler “aramızdaki buzları” biraz eritirken; diğer sporcular arasında popüler olan “Arabesk hariç her şeyi dinlerim” cevabını tiye aldığı ve komedi ile western filmlerini severek izlediğini söylediği bölümlerde artık ikimiz de röportajdan bir hayli keyif alır olmuştuk. Şampiyonaların bitiminde basına geçilen bültenlerde adının yanında yazan birkaç rakamdan ibaret değildi Hüseyin. Fazla mı romantik buldunuz bu cümlemi? “Şampiyonada 19 metrenin üzerini hedefliyorum. Türkiye rekorunu yenilersem iyi olur. Londra için 20 metre gerekiyor. Mümkün. Ama benim için gelecek yılki Universiade ya da Akdeniz Oyunları’nın birinde 20 metre atıp madalya almak, Olimpiyat’tan daha öncelikli bir hedef” diyen Hüseyin’in İstanbul performansını “(…) Hüseyin Atıcı ise finale kalamadı…” diye kısacık bir cümleyle gördüğünüzde tekrar konuşalım bu konuyu…

 

Emel Dereli: İyi ki başlamışım

 

İyi bir senaryonun olmazsa olmazlarından “çatışma”, özetle birbirine tezat durumların çarpıştırılmasıyla yaratılır. Bu yazıdaki çatışma ise Hüseyin Atıcı gibi Dünya Şampiyonası kâfilesinde yer alan (ve Hüseyin gibi Fenerbahçe’nin bir sporcusu olan) “gülleci” Emel Dereli’nin cümlelerinde gizli: “Atletizme gayet istekli başladım. Kimse beni zorlamadı. Başlarda derslerle bir arada götürmek ve ailemden uzak kalmak zor geliyordu, ama zamanla ikisine de alıştım. Şimdi zor gelen hiçbir şey yok. Spor sayesinde disiplin kazandım. Bir sürü arkadaşım oldu. Bu sayede tanıdığım birçok insan var.”

 

İlgisizliğimiz yüzünden 1996 doğumlu Emel Dereli’yi de bir gün Hüseyin Atıcı gibi çıldırtır mıyız bilmiyorum; ama çıldırtmasak iyi olur. Zira Emel, kendi kuşağının en çok gelecek vâdeden isimlerinden biri. Muhtemelen İstanbul’a ondan daha genç bir sporcu gelmeyecek. Altın değerinde bir tecrübe yaşamak üzere olan Emel’in bu şampiyonadan tek hedefi var: “16.74 metrelik en iyi derecemi geliştirmek istiyorum. Tabii ki asıl hedeflerim 2016 ve 2020 olimpiyatlarına gidebilmek.”

 

 

Aslen Karabük – Yeniceli olan Emel, üç senedir birlikte çalıştığı antrenörü İhsan Özden ile Zonduldak’ta yaşıyor ve Ticaret Meslek Lisesi’ne gidiyor. Röportajın başlarında biraz çekingen. Rahatlatmak için, ortaokuldaki üç metrelik gülle atma maceramı (en azından kimseyi yaralamadım!) anlatıyorum; işe yarıyor. Atletizmden konuşurken gerçekten de gözleri ışıldıyor Emel’in. Bir de voleybol ile boks izlediğini, Kenan Doğulu başta olmak üzere Türkçe popu sevdiğini, şarkı söylediğini ve gitar çalabilmeyi çok istediğini anlatırken…

 

“Şu an hiç heyecanlı değilim, ama turnuva yaklaştıkça biraz olacak sanki” diyor, finale kalamayacağının farkında olarak katılacağı şampiyona için. En iyi derecesini yaparsa, istediğini almış olacak; bir de bu dereceyi üç yıldır uzakta yaşadığı ailesi televizyondan da olsa izleyebilirse… Siz de bence Emel Dereli ismini not edin bir yere; zira birkaç yıl içinde daha sık duymaya başlayacaksınız gibi görünüyor.

 

Ertan Hatipoğlu: Kadınlarda iki kutup, erkeklerde işler karışık

 

Hüseyin ile Emel’i tanıdık da, peki bu gülle atmayı kimler kazanacak İstanbul’da? Tabii ki bu konuda ahkâm kesme cür’etini ben göstermeyeceğim. Bugün ve bundan sonra her gün, öndeğerlendirmeler için sözü Ertan Hatipoğlu’na bırakacağım. İşte Ertan Hatipoğlu’nun gülle atma yorumları:

 

Kadınlarda Belaruslu Nadzeya Ostapçuk evinde 20.70 attı. Hem de çok uzak sayılmayacak bir tarihte, 10 Şubat’ta… Yeni Zelandalı Dünya şampiyonu Valerie Vili (yeni soyadıyla Valerie Adams) ile kapışacak. Vili, şampiyonluğu kaptırmak istemez. İkisi arasında, 21 metre civarında geçen bir yarış bekliyorum. Bu ikisinin yanında bir Mrs. X olabilir mi? Belki Çinli bir atlet… Bazen Çin’den biri çıkıp kariyer rekorunu iki metre geliştirip iddialı olabiliyor.

 

 

Emel Dereli’ye gelince… Onun temsili bizim için çok önemli. 1996 doğumlu, yani 16 yaşında. Şampiyonanın en genç atleti olacak. Böyle bir karar aldığı için Türkiye Atletizm Federasyonu’nu tebrik ediyorum. Bu kız, orada ablaları nasıl davranıyor görecek. Emel’in içinde o maya var; onda sporcu hırsını ve sporcu ruhunu görebiliyoruz. Tip olarak da çok müsait. Bence Emel Dereli’nin geleceği çok iyi. 16.74 atmış; burada 17 metre görmek isteyecektir. 17 ile finale kalması mucize olur. Seçmede en iyilerle yarışıp, sonra 20 metre öteden ablalarını izleyecek. Zaten bu gurur ona yeter.

 

Çocuklarınızı gülleden uzağa oturtun!

 

Erkeklerde işler çok karışık. Şampiyonaya çocuklarıyla gelecek aileleri uyarıyorum; gülle atmadan uzak bir noktada otursunlar. Tırnak içinde söylüyorum, o “hayvan”lar öyle bir bağırıyor ki, çocukların ödü kopuyor.

 

Reese Hoffa, 21.87 ile sezonun en iyi derecesini attı. Ama attığı tarih biraz uzak: 28 Ocak. O formu buraya getireceğini sanmıyorum. Hoffa şampiyon olamaz demiyorum, ama mesela New Mexico’da attığı 21.75’i değerlendirirken, oradaki râkımın 1619 olduğunu unutmamak lazım. O râkımda atılan derece 50 cm oynar basınç yüzünden. Bu yüzden Hoffa ve bütün ABD’lilerin dereceleri bana göre biraz boş. Tabii yine madalya sıralamasında birinci olacaklar, ama o derecelerin çoğunu göremeyeceğiz. Mesela ikinci adamları var, Ryan Heating, 21.60 atmış ama o da New Mexico’da. Onu da 50 cm indirmek lazım.

 

David Storl diye bir dünya şampiyonu var. 1990 doğumlu. Karlsruhe’de kariyerinin en iyi derecesini attı. Kardeşin yaşında. Bir de Hoffa’ya bak, 1977’li. O da amcan yaşında. Tabii eski kurt, Olimpiyat şampiyonu Tomasz Majewski’yi de unutmamak lazım. 12 Şubat’ta 21.27 attı. Bu formu bir ay koruyabilir. Bu dört kişi dışında bir de Dylan Armstrong var. Ki aslında 1984 doğumlu Justin Rodhe’den sonra Kanada’nın ikinci adamı. İki tane de Rus var. Birileri faul yaparsa, bu isimler madalya için kapışabilir.

 

Ruter Smith isimli atletik bir Hollandalı da var. 20.56 atmış ama biraz saklandığına eminim. 21 metreye yakın olmalı. Ne yapacağı belli değil. Kimsenin ondan bir beklentisi yok. Bu yüzden daha stressiz. Birinci hakkında çıkar 21.05 sallar, diğerleri kendine gelinceye kadar zaten olay biter.

 

Bana göre şampiyonanın rekabet anlamında en büyük atraksiyonu erkekler gülle olacak. Fakat tabii ki dünya rekoru çıkmaz. 1989’da 22.66 ile dünya rekorunu kıran Randy Barnes gibisi zaten gelmedi bir daha.

 

Hüseyin Atıcı’ya gelince… O, Türkiye rekoru hedefleyecektir. Zaten atletizmde asıl felsefe, kendi dereceni geliştirmektir. Temelde Majewski’nin bile asıl hedefi zaten budur. Şampiyonluklar, bunun sonrasında gelir. Hüseyin’in biraz daha çalışması lazım. Antrenörü çok iyi. Onu iki-üç yıl içinde Türkiye rekoru seviyesine getirdi. Ben onun burada da Türkiye rekoru kıracağına eminim. Hüseyin’in bir özelliği var; yurt içi yurt dışı demeden hep en iyi derecelerini yapıyor. Finale çıkamaz, ama Türkiye’yi çok güzel temsil eder.

 

YARIN: 400 metrede mücadele edecek Meliz Redif ve Ali Ekber Kayaş.

 

NOT: Röportajların hem hazırlık hem de yazıya dökülüş sürecinde katkılarını esirgemeyen turkatletizm.com yazarlarından Kamer Durgeç’e teşekkürler.

 

Eurosport – İbrahim Koçyiğit

0

Bunları da beğenebilirsin